sera sistemleri ile daha verimli ve ekonomik tarım uygulamaları

TarImsal Destekleme ve Kredİ PolİtİkasI

Türkiye' de serbest piyasa ekonomisi yürürlükte olmasına karşın, hükümetler, gelir dağılımını iyileştirmek, fiyatlarda istikrar sağlamak, Üreticileri. yönlendirmek, üretici ve tüketicileri korumak amacıyla birçok tarımsal Ürün için destekleme fiyatı politikası izlemek durumundadır.

Ancak uygulanan destekleme politikaları ile Üretici gelirlerinde istikrar sağlanamadığı gibi, dünya fiyatlarının Üstünde seyreden destekleme fiyatları, bazı ürünlerde ekim alan­larının aşırı genişlemesine, üretim fazlası oluş­masına ve devletin fazla alım yaparak yüksek stok Maliyetine katlanmasına neden olmakta­dır. (7) Ayrıca destekleme için ayrılan kaynaklar, çiftçiye ulaşıncaya kadar uzun zaman geçtiği için, çiftçilerin reel kazancı azalmaktadır.

Türkiye'de mevcut ekonomik ve sosyal koşulların bir gereği olarak tarım kesimine destekleme politikasının devam etmesi zorun­ludur. Bu politikaların uzun dönemdeki nihai amacı, tarımda optimum bir üretim yapısına erişme, bu kesimde aşırı fiyat ve gelir dalgalan­malarını önleme olmasına karşın, bir takım po­litik uygulamalar ile ilgili kısa vadeli çabalarla konuya yaklaşıldığından, bu konuda önemli ilerlemeler sağlanamamıştır. Üretici gelirini ar­tırmak amacıyla kısa dönemde sonuç alınabi­lecek en kolay yöntem olduğu için sık sık baş­vurulan ve genelde destekleme alımları, taban fiyat ve tavan fiyat araçlarıyla gerçekleştirilen fiyat yoluyla destekleme politikası ve sübvan­siyon uygulamaları yanında, uzun vadeli de olsa üretim maliyetleri üzerinde etkili olabilecek yapısal politikasının gereklerini yerine getir­mek ihmal edilmemelidir.

Tarımsal destekleme politikaları; Üreti­min ve fiyatların serbest rekabet koşullarında oluşumu esas alınarak ve bu - amaca ayrılan kaynakların daha rasyonel kullanımı gözetile­rek yeniden yapılandırılmalıdır. Tarım ürünle­rine olan devlet müdahaleleri ve girdi destek­leri kademeli olarak azaltılmalı ve böylece Üre­ticilerin kendi ayakları üzerinde durabilecek konuma getirilmeleri sağlanmalıdır. Arz fazlası olan ürünlerde ekim alanları sınırlandırılmalı, iç ve dış talebi olan ürünlerin üretimine yöne­lik politikalar izlenmelidir. Karşılaştırmalı üstünlüğe sahip ürünler için fiyatların serbestçe belirlendiği Ürün borsaları geliştirilmeli ve böylece serbest ekonomi modeline Üstünlük kazandırılması gerekmektedir.
Özelleştirme Politikaları

1930'lu yıllardan sonra izlenen devletçilik politikalarının bir sonucu olarak kurulan KİT'lerin özelleştirilmeleri 1980'lerden sonra yoğun olarak gündeme gelmiş ve nitekim 1985 yılından sonra fiilen özelleştirme uygulamaları başlamıştır.

Türkiye'de tarıma hizmet veren KİT'ler zaman içerisinde ihtiyaca göre ortaya çıkmıştır. TC. Ziraat Bankası tarıma finansman sağlamış, Sümerbank bugüne kadar pamuk, yapağı, yağ­lı tohumlar ve deri Ürünlerinin işlenmesini Üstlenmiş Şeker Fabrikaları A.Ş. şekerpancarı, ay­çiçeği tarımı gibi Ürünlerin değerlendirilmesi­nin yanında, çiftçilere modern tarımı öğretmiş, EBK ve SEK hayvancılığın gelişmesi ve hay­vansal Ürünlerin değerlendirilmesine katkıda bulunmuş, TÜGSAŞ, Yem Sanayi A.Ş., TZDK tarımsal girdi Üretimini Üstlenmiş, TMO Ülke­nin tahıl, bakliyat ve haşhaş Üretimi ve pazar­lamasında etkin rol Üstlenmişlerdir. Ayrıca ÇAYKUR ve TEKEL çay, tütün, arpa, şerbetçi­otu, ve anason Üretimi, değerlendirilmesi ve pazarlamasında, TİGEM damızlık hayvan, to­hum ve fide Üretimi ile satımında önemli gö­revler Üstlenmişlerdir.

1985 Yılından sonra başta TZDK, Tİ­GEM, TÜGSAŞ, bazı şeker ve sigara fabrikala­rı, EBK, YEMSAN ve SEK olmak Üzere birçok tarımsal KİT'in özelleştirilmesi gündeme gel­miştir.

Diğer KİT'lerde olduğu gibi tarımsal KİT'lerin de en büyük sorunları; yönetim, ka­pasite kullanım oranının düşük olması, tekno­loji yetersizliği, fazla işçi çalıştırılması, yatırım ­fiyat belirleme gibi konularda kuruluş dışı ve politik müdahaleler, denetleme yetkisinin bir­den fazla kuruluşa ait olması ve etkin bir pa­zarlama sisteminin olmamasıdır.
KİT'lerin. özelleştirilmeleri konusunda beklenen gelişmelerin olduğunu ifade etmek güçtür. Fakat özelleştirme konusu ile ilgili ge­nel kanı ve ekonominin dengesi göz önüne alındığında özelleştirmeye olumlu bakılması ancak istismarı önleyici uygulamaların titizlikle yürütülmesi gerekir.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TARIMDA VERİMLİLİĞİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER



            Tarımın ekonomik gelişmeye katkısını arttırmak sektörde en uygun teknolojilerin kullanılarak üretimin mümkün olan en üst düzeyde gerçekleştirilmesiyle mümkün olur. Kendine has özellikleri olan tarım sektörünün, sektörler arası ilişkilerdeki etkileşimlere uyum sağlaması buna bağlıdır. Çünkü, verimlilik artışı sağlamak amacıyla oluşan girdi talebi, tarımın diğer sektörler tarafından teknoloji transferi şeklinde beslenmesini gerektirmektedir. Bu da ekonomik gelişme düzeyi ile çok yakından ilgilidir. Tarımda üretim artışını sağlayacak teknolojik ekipman başta sanayi sektörü olmak üzere diğer sektörlerden karşılanmaktadır. O halde, tarımın geliştirilmesi yanında sanayi sektörünün, başka bir ifade ile iktisadi gelişmenin sağlanması gerekmektedir.

            Gelişmekte olan ülkelerde tarımsal üretimi arttıracak teknolojileri ülkelerin kendi sanayilerinin karşılayamaması, söz konusu girdilerin ithalat yolu ile elde edilmesini gerekli kılmaktadır. Bu da tarımda üretim maliyetini arttırdığı gibi, uygun faktör bileşimininde sağlanamamasına dolayası ile tarımsal prodüktivite ile ilgili sağlıklı verilerin elde edilememesine neden olmaktadır. Ancak bununla birlikte ekonomik gelişme için sektörler arasındaki ilişkilerin uyum sağlaması zorunluluğu, iktisadi gelişme oranı kadar, tarım sektörü de gelişen teknolojilerden kendi payına düşeni almaktadır.

            Görüldüğü gibi, tarım sektöründe verimlilik artışından söz edilirken, iktisadi gelişme ve tarım-sanayi ilişkilerinden de bahsetmek gerekmektedir. Tarımın iktisadi kalkınmadaki rolü ve tarım sanayi ilişkilerini çalışmamızın ikinci bölümünde ele almış bulunmaktayız. Şimdi tarımsal prodüktiviteyi belirleyen en önemli değişikliklerden teknolojik düzey, tarımsal eğitim ve tarımda kullanılan yeni teknolojilerin benimsenmesi konularını ele alalım.

Teknoloji Düzeyi

Tarımsal üretimin toprağa bağımlılığı, kullanılan teknolojinin de farklı olması gerekli kılmaktadır. Tarımda teknolojinin verimli kullanılabilmesi, üretim faaliyetinin yapıldığı coğrafi alana, iklim şartlarına ve tarımsal işletmeler arası kaynak dağılımının belirlediği ihtiyaçlara cevap verebilmesine bağlıdır. Bu bakımdan, tarımda uygulanan teknoloji, diğer sektör teknolojilerinden farklı ve kendine özgü bir teknolojidir.

Tarımda uygulanan teknolojiler, biri emel verimliliğini ikame edebilen mekanik teknolojiler, diğeri ise hem emek hem de toprağın verimliliğini arttıran biyolojik teknolojiler olmak üzere iki kısma ayrılır. Hangi teknolojinin kullanılacağı veya faktör bileşiminin ne şekilde oluşacağını, sahip olunan kaynaklar belirlemektedir. Şüphesiz ülkelerin tarımda kullanacakları teknolojileri kendilerinin üretmeleri en uygun olanıdır. Ancak, tarımda ekonomik katkı yaratacak teknolojileri üretmek sermaye-yoğun sanayilerin kurulmasını gerektirdiğinden, ekonomik gelişme açısından bu düzeyde olmayan ülkeler çeşitli sorunlarla karşılaşmaktadırlar. Tarımsal verimliliği arttırmak için ithal edilen teknolojiler sektörde optimum faktör bileşiminin oluşmasını sağlayamamaktadır. Zira, fiyat istikrarı bakımından dengesiz bir ortama sahip olan tarım sektöründe ithal teknolojilerin, kullanılması faktör maliyetlerini de arttıracak ve dolayısıyla üretimin pahalıya elde edilmesine sebep olacaktır. Üretimdeki gelir ve fiyat dengesizliğini gidermek amacıyla yapılan devlet müdahaleleri zamanla ekonomi için önemli yük oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, yukarıda da belirttiğimiz gibi, tarımsal teknolojiler tarım dışı sektörler tarafından üretilmektedir. Ayrıca, mekanik ve biyolojik teknolojileri arasında da üretim sürecine girmeleri bakımından önemli farklılıklar vardır. Mekanik teknolojileri üreten firmalar tarafından  genellikle tekel durumu oluşmakta ve fiyatlar açısından talep zorlanmaktadır. Bu da, mekanik teknolojilerin kullanımını sınırlamakta veya sermaye oranında kullanımına imkan vermektedir. Özellikle emeğin toprağa göre kıt olduğu ülkelerde mekanik teknoloji kullanım talebinin yüksek olması, söz konusu girdinin elde edilmemesi verimliliği sınırlandıracak ve üretimin tamamen tıbbi şartların etkisinde kalmasına sebep olacaktır. Bu durum, gübre ilaç gibi bazı biyolojik teknolojiler için de geçerli olmakla birlikte, tohum ıslahı gibi diğer bazı teknolojilerin kullanımı yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Çünkü, özellikle gelişmekte olan ülkelerde emeğin toprağa göre bol ve ucuz olmazı biyolojik teknoloji talebini uyarmakta ve kullanımını da mümkün hale getirmektedir. Mekanik teknolojilerin çoğu kez ithal edilmesi veya az gelişmiş ekonomiler açısından üretim maliyetinin yüksek olması, emeğin bol fakat, toprağın sınırlı olmasından dolayı tarıma girdi kullanım talebinin biyolojik teknolojiler yönünde gelişmesine sebep olmaktadır.

Tarımdaki gelişmeleri ülkedeki sanayileşme düzeyinde farklı olarak ele almamak gerekir. Başka bir ifade ile, tarımdaki verimlilik artışını, sanayileşme durumu ile paralel olarak ele almak gerekir. Çünkü tarımda teknoloji kullanımı ile verimlilik aynı anlama gelmektedir. Teknoloji ise tamamen sanayi ürünlerinden oluşmaktadır. Sanayiinin gelişmesi, tarımda kullanılacak modern girdilerin maliyet ve fiyatlarını düşürmekte, tarımsal ürün talebini ve tarımsal gelirleri arttırmakta, tarımdan işgücünü çekip tarımsal işgücünü nispi olarak azaltılarak yeni teknolojilere talep yaratmaktadır. Bu da tarımsal tekniklerin kullanım ve yaygınlaşmasına imkan vermektedir. Böylece tarımda teknoloji kullanım düzeyi de belirlenmiş olmaktadır. Özellikle mekanik teknoloji kullanımının uygun faktör birleşimi düzeyine çıkarılması, emeği ikame edeceğinden dolayı gelişmekte olan ekonomiler açısından önem arz etmektedir. O halde tarımda mekanik teknoloji kullanım düzeyi veya teknolojinin emeğe ikame oranı bir anlamda ekonomik gelişme düzeyinin de bir anlamda ekonomik gelişme düzeyinin de bir göstergesi olmaktadır.

Eğitim Düzeyi

Tarımda verimliliği arttırıcı faaliyetlerin en önemlilerinden biri de üreticilerin eğitimidir. Tarımda teknolojilerin uygulanması her şeyden önce bilgi ve eğitim gerektirir. Bu bakımdan, tarımsal eğitim ve araştırmalara ağırlık vermek, üretim ile teknoloji kullanımının arttırılması yönünde bilgi birikiminin oluşmasını sağlamak, önemli bir sorun oluşturmaktadır. Çünkü, teknoloji kullanımının arttırılması yönünde bilgi birikiminin oluşmasını sağlamak, önemli bir sorun oluşturmaktadır. Çünkü, teknolojik bakımdan faktör bolluğuna sahip olmak üretimin arzu edilen düzeyde gerçekleşmesine imkan vermeyebilir. Ayrıca, üreticilerin genel ekonomik hedefler açısından tarımsal üretimin önemini kavramaları ve geçimlik üretim yapmak yerine, ticari üretim yapmak konusunda da bilinçlenmeleri gerekmektedir. Bunun için de, tarımsal üretimle ilgili yapılan teknolojik ve biyolojik araştırma sonuçlarının üreticilere ulaştırılması, verimliliğin arttırılmasına sebep olabilecek diğer gelişmelerin üretim sürecine sokulması kaçınılmaz olmaktadır.

Tarımsal eğitim düzeyinin geliştirilmesine paralel olarak ortaya çıkan en önemli sorun da tarımsal yayım faaliyetidir. Tarımsal yayım, tarımla ilgili araştırmacılar teknoloji üretenler ile tarımda üretim faaliyetlerine katılanlar arasındaki ilişkiyi ortaya koyan ve geliştiren önemli bir faktördür. Tarımda ihtiyaç duyulan teknolojileri bulmak, bunların kullanımını öğrenmek özellikle dağınık bir şekilde bulunan küçük ve orta boy işletmelerin ekonomik ve sosyal imkanlarını aşmaktadır. Bu bakımdan, yaygın ve birbirinden bağımsız olarak faaliyet gösteren işletmeler arasındaki bilgi akımı veya bilginin işletmelere ulaştırılması yayım faaliyetlerinin görevleri arasında yer almaktadır. Bazı tarımsal gridi üreten firmaların yayım hizmetleri üreticiye kadar ulaşmakla beraber, söz konusu firmaların bu faaliyetleri daha çok reklam amacına yönelik olduğundan, sektörün tümü açısından değerlendirildiğinde yetersiz kalmaktadır. Bu nedenle, teknolojik hizmetlerin uygulamaya konulması ve bu konuda gerekli bilginin üreticiye ulaştırılması kamu sektörünün görevleri arasına girmektedir.

Tarımda teknolojik bilgi birikiminin sağlanmasını, tarımsal işletmelerin işleyişine bırakmak rasyonel bir davranış değildir. Çünkü, sahip olduğu özelliklerden dolayı tarım sektörüne kamu müdahalesi kaçınılmaz olmaktadır. Bilindiği gibi, tarımda üretimin tabii şartlara bağlılığı, üretim birimlerinin dayanıklılığı, özellikle tarımsal ürün fiyatlarının gösterdiği istikrarsızlıklar gibi nedenlerden dolayı devlet sektöre müdahale etmektedir. Tarımsal yayım faaliyeti de bu açıdan değerlendirildiğinde bir müdahale aracı olmaktadır. Zira, dağınık ve koordinasyondan yoksun tarımsal işletmelerin üretimlerini verimlilik açısından değerlendirmek oldukça güçtür. Çünkü, herhangi bir, üretim birimi için hesaplanabilen kısmi verimlilik, diğer üretim birimleri için geçerli olamayabilir. Teknoloji kullanımı ve bilgi düzeyi bazı işletmeler için istenilen seviyede olabilir. Oysa, verimlilikten amaç tüm sektör çapında veya değişik mekanlarda üretilen herhangi bir ürün için beklenen üretim artışıdır. Bu sebeple, tarımda toplam verimliliği belirlemek zorlaşmaktadır. Yayım faaliyetleri bu belirsizlikleri gideren ve toplam verimliliğin arttırılması yönünde üreticilerin bilgilendirilmesini sağlayan önemli bir faktör olmaktadır.

Yeni Teknolojilerin Benimsenmesi ve Kullanılması

 Yeni teknolojilerin benimsenmesinde en önemli unsuru üreticilerin gelir düzeyi oluşturmaktadır. Tarım sektöründe gelir düzeyi ise, özellikle gelişmekte olan ülkelerde dengesiz ve genellikle düşük bir durumdadır. Gelirin düşük olması şüphesiz  girdi talebini önemli ölçüde etkilemektedir. Bu bakımdan, teknolojilerin benimsenip benimsenmemesini bir anlamda üreticilerin geçimlik ürün veya ticari ürün üretip üretmedikleri belirlenmektedir. Ticari ürün elde eden üreticilerin ekonomik durumları müsait olduğundan hem stok yapma imkanına hem de yeni teknolojilerin kararlılığı benimsenmiş olur. Şüphesiz teknolojinin benimsenmesinde daha evvel belirttiğimiz gibi eğitim ve yayım faaliyetlerinin rolü büyüktür.

Geçimlilik üretim yapan üreticiler için durum daha farklıdır. Bu tür üreticiler kendi ihtiyaçları kadar ürün yetiştirebildiklerinden, teknoloji kullanımından önce geçimlerinin teminini sağlamak noktasında yönelmektedirler. Çünkü, tarımsal üretimin daha çok tabii şartların etkisinde olması, zaman zaman üretim açısından sektörde istikrarsızlıkların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Stoklama imkanına sahip olmayan küçük üreticilerin bu tür dalgalanmalardan zarar görmemeleri için kendilerini bu yönde motive etmeleri doğaldır. Açlık ve borçlanma  korkusu, geçimlik ürün elde eden üreticileri geleneksel metotlarla üretim yapmaya teşvik etmekte ve bir nevi geçimini garanti etmeye yöneltmektedir. Buradan şu sonuca varmak mümkündür.: geçimlik üretim yapan üreticilerin yeni teknolojileri benimseyebilmeleri bir tarafa, eğer kendi şartlarıyla baş başa bırakılırsa geleneksel metotlarla  üretim yapmaları ekonomik amaçlarına daha uygun olacaktır.

Ancak, bilindiği gibi hemen hemen her ülkede devlet değişik araç ve metotlarla tarım sektöründe müdahale etmektedir. Daha çok sektördeki gelir dengesizliklerini gidermek, üretimin daha sağlıklı bir altyapıya kavuşmasını amaçlayan destekleme mahiyetindeki devlet müdahaleleri, özellikle küçük üreticilere kadar teknolojik imkanlardan istifade edebilmeyi  mümkün hale getirmektedir.  Geçimlik üretim yapan üreticilere teknoloji kullanabilme imkanı verildiğinde söz konusu teknolojiyi benimsemelerinde hemen mümkün olmamaktadır. Zira, teknolojinin benimsenebilmesi için, bu teknolojinin değişik şartlar altında ürün katma değerinin yüksek olması gerekmektedir. Ayrıca, yeni teknolojinin kullanımı halinde girdi masraflarının ve diğer yatırım maliyetlerinin yüksek olması, sektörde çıkabilecek bir istikrarsızlıktan dolayı üreticinin geçimini tehdit edecek boyutlarda olmamalıdır. Üreticiye bu şartlar sağlandığı ve güvence verildiği taktirde yeni teknolojilerin benimsenmesi mümkün hale gelecektir. Dolayısıyla toplam üretim düzeyinde geçimlik ürün elde eden üreticiler de katkıda bulunmuş olacaklardır. Böylece sektörün tümünde teknoloji kullanımı açısından bir yapı değişikliği ortaya çıkacaktır.

Yeni teknolojilerin benimsenmesini etkileyen faktörlerden biri de teknolojinin işletme düzeyinde bileşimidir. Zira teknoloji kullanabilme imkanına sahip olmalarına rağmen işletmeler arasında verimlilik açısından farklılıklar ortaya çıkmaktadır. İşletme düzeyinde verimliliği etkileyen en önemli faktörler ;

a)      Eğitim düzeyi ve iş gücü
b)      İşletmenin öz sermayesi
c)       Kredi imkanları
d)      Üreticilerin demografil yapısıdır.

Eğitim düzeyi ve işgücünün verimlilik konusundaki olumlu etkilerine
daha önce değinmiştik. Ancak, emek verimliliği büyük işletmelerde daha fazla, küçük işletmelerde ise, daha azdır. Küçük işletmelerde daha çok aile emeği kullanılır ve aile fertlerinin geliri emeğin ortalama ürünüdür. Büyük işletmelerde ise, işçi çalıştırıldığından ve verilen ücretler emeğin marjinal ürününe eşit olduğundan, normal şartlar altında marjinal ürünün ortalama üründen fazla olması işletmedeki verimlilik düzeyini arttırmaktadır. Bu bakımdan, işletme düzeyinde verimliliği arttırmak için demografik yapının uygun olması ve emeğin marjinal bir şekilde kullanılması gerekmektedir. Küçük çaptaki aile işletmelerinde emek verimliliğinin düşük olması gelir düzeyini de etkileyeceğinden yeni teknolojilerin benimsenmesi de gecikmiş olacaktır. Bununla birlikte yukarıda belirtildiği gibi, küçük işletmelerin sorunlarının artacağı ve büyük işletmeler kadar olmasa bile, yeni teknolojileri benimseyip kullanabileceklerini ifade edebiliriz. 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TÜRKİYEDE TARIM

 



Tarım , iktisadi kalkınmada ele alınan üçlü sektör ayrımında oransal değişikliklerle de ifade edildiği gibi, hemen hemen tüm ekonomilerde birincil faaliyet sahası olarak kabul edilmektedir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna geçişte hem üretim, hem de istihdam olarak insanların yaptıkları iş noktasındaki bağımlılıkları bu durumun diğer bir ifadesidir. Tarım, insanların temel faaliyet alanını oluşturması yanında iktisadi kalkınmada da öncü sektör olarak kabul edilmektedir.

İktisadi kalkınmada sektör önceliklerini tartışmaktan çok, tarım sektöründe ilişkin gelişmelerden bahsedilecek, özellikle tarımda prodüktivite artışını etkileyen faktörlere bir ölçüde işaret edilmektedir. Tarım sektörü yapı itibarıyla türlü doğal etkiye muhatap ve mevcut tarımsal alanların üretime müsait olmasına rağmen, üretimde de her türlü dalgalanmaya açık bir dırım arz etmektedir. Tarımsal üretimi iyileştirmekte verilen mücadele, ilk olarak tarıma uygun arazilerde üretim şartlarının muhalefetine rağmen üretimi mümkün olan en yüksek miktarda gerçekleştirebilmek noktasında yoğunlaşmıştır. Bu aşamada tamamen üretim ağırlıklı olarak ele alınan tarım için en önemli sorun üretimde artış ve çeşitlilik sağlayabilmektir. Bu bakışın mantığını formüle ettiğimizde üretim miktarı bağımsız değişkenler iklim, ve toprak şartları olmaktadır. Ancak, bu faktörlerin önemi halen devam etmekle beraber, tarımsal üretimin belirlenmesinde artık çok sayıda değişkenden bahsedebilmek mümkün hale gelmiş bulunmaktadır. Tarımda yeni teknolojilerin kullanımı, genetik araştırmalara ağırlık verilerek tohumda kalitenin iyileştirilmesi, gübre ve diğer verim arttırıcı maddelerin geliştirilmesi, sulama imkanlarının arttırılması, tarım araç ve gereçlerinin miktarların artırılması vb. sayabileceğimiz faktörler artık tarımsal üretim miktarının üretim yönü ile en önemli belirleyicileri durumuna gelmiş bulunmaktadır. 

Sanayi kesiminde kaydedilen gelişmeler tarım kesimini de çok yakından etkilemiş ve tarımın gelişmesine olumlu katkılar sağlamıştır. Bu durum, tarım kesimi ile sanayi kesimi arasında tarıma dayalı sanayi kesimi arasında tarıma dayalı sanayiler diye adlandırdığımız bir sektörün doğmasına sebep olmuş ve ülkelerin sanayi ürünü ihracatı içerisinde tarıma dayalı sanayi ürünlerinin ağırlığından ve öneminden bahsetmek lüzumu hasıl olmuştur. Tarımsal üretimin bir kısmı tarıma  dayalı sanayilerin ürünü durumuna gelmekte ve ayrıca tarımda sağlanan verimlilik artışı sayesinde daha az kaynak ve daha az emek ile daha fazla üretimden söz etmek mümkün hale gelmiş bulunmaktadır.

Tarım sektörü giderek  doğal kaynakları yanında sanayi ürünlerini girdi olarak kullanarak en fazla ürünü verebilmenin çabası içerisindedir. Tarımsal üretim miktarlarının belirleyicileri durumunda olan değişkenlerin her birinde kaydedilecek gelişmeler ve bunların tarımsal üretim sahasında uygulanması, tarımın giderek daha verimli hale gelmesini sağlayacaktır. Bu durum, dağıtım ve pazarlamayı teşvik edici ve uluslar arası rekabeti kolaylaştırıcı finans teşvik ve imkanlar sağladığı ölçüde söz konusu ürünlere uluslar arası ticarette mukayeseli üstünlük şansı sağlayacaktır. Tarımda kendi kendine yeterli olabilme ayrıcalığı gibi özel bir konuma ilave edilecek bu tür bir üstünlük, sanayileşme açısından yeterli gelişmeyi sağlayamamış ülkelerde sanayileşmenin finansmanında kullanılabilecek tarım kaynaklı bir dış ticaret gelirinin oluşmasına sağlayacaktır.

Diğer taraftan, Dünya tarımsal üretiminde oransal olarak büyük paylara sahip olan gelişmiş ülkelerde ekilebilir arazilerin sınır noktasına ulaşması, düşük verimlilik ve tarımsal potansiyeline sahip gelişmekte olan ülkelerin önemini arttırmaktadır. Çünkü, üretimin tüm teknolojik imkanlar kullanılmak suretiyle arttırılması yanında, bu üretim artışının belli bir noktada sınırlı kalması, sürekli artan tarımsal ürün talebinin karşılanmasında tarımsal potansiyele sahip ülkelere önemli bir avantaj sağlamaktadır.

Uluslar arası karşılaştırmalar yapıldığında Türk Tarımı potansiyel olarak mukayeseli üstünlüğe sahiptir. Ancak, Türkiye’ nin tarımda verimlilik ve teknoloji kullanımı açısından yeterli düzeyde gelişmiş olduğunu söylemek güçtür. Tarımsal üretim bakımından Türkiye, kendi kendine yeterli nadir ülkelerden biri olmakla beraber, iç talep fazlası ürünün dış piyasalara arz edilip gerekli gelirin elde edilmesi açısından yetersiz durumdadır. Kaldı ki Türkiye’ de tarım sektörünün üretim, istihdam, piyasa ve faktör gibi katkıları dikkate alındığında ekonomide önemli bir ağırlığa sahip olduğu da bir gerçektir. O halde, sektörün ekonomiye katkısının daha fazla arttırılması bakımından mevcut potansiyelin üretime yönelik olarak harekete geçirilmesi konusunda ortaya atılan sorunların tartışılması gerekmektedir. Başka bir ifade ile, Türkiye’ de tarımda verimlilik artışını etkileyen faktörlerin irdelenmesi gerekmektedir.


kaynak: ekodialog.com

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı


Ücretsiz Online Ziyaretçi Sayacı